Sıra Avrupa'ya geliyor
ABD ekonomisi resesyona giderken ve mali sisteminde batışlar yaşarken İngiltere dışında Avrupa sanki rahatmış gibi duruyordu. Şimdilerde mali kesim sıkıntıları yavaş yavaş Avrupa'ya sirayet etmeye başlamış görünüyor. Önce Credit Suisse zarar açıklayacağını belirtti, ardından bazı Alman bankalarının zor durumda olduğuna ilişkin söylentiler sardı piyasayı. İngiltere zaten başından beri sıkıntı içinde bulunuyordu. O da tıpkı ABD'de olduğu değerleri şişirerek ekonomiyi büyütme yolunu seçmiş ve böylece Fransa'yı geride bırakarak öne geçmeyi başarmıştı. Ama şimdi yavaş yavaş faturanın ödenme zamanı geliyor.
Herkes sıranın Avrupa'ya gelmiş olmasından dolayı tarif edilmez endişeler içinde. Eğer bu gerçekleşirse o zaman ABD'deki bozulmanın yaratacağı büyük çalkantıyı biraz olsun hafifletecek olan bir başka güç kalmayacak geride. BRIC ülkelerinin yaratabileceği bir decoupling dengelemesinin artık söz konusu olmayacağını neredeyse hipotezin sahipleri bile kabul etmiş durumda.
Avrupa, bir süredir dolar-avro paritesinin giderek dolar aleyhine bozulmasının yarattığı rahatsızlığın tam ortasında yaşıyor. Avrupalıların mal ve hizmet ihracı her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Buna karşılık ithalat kapıları ister istemez ardına kadar açılıyor. Bu gelişmenin bizim aleyhimize olmadığı kesin. Ne var ki bir süre sonra Avrupa ekonomisi zor duruma girer de ithalatı kısıtlamaya kalkarsa bizim için sıkıntılı dönem başlayabilir. Burada sözünü ettiğimiz kısıtlama gümrük tarifeleri ya da kota kısıtlamaları değil kuşkusuz. İç talebin kısıtlanmasına yönelik vergilerden söz ediyoruz. Eğer Avrupa'da talep gerilerse bizim açımızdan ihracat sıkıntıları gündeme gelebilir.
Avrupa Merkez Bankası, şu ana kadar enflasyonu en öndeki tehdit olarak görmeye ve para politikasındaki sıkı duruşunu gevşetmemeye özen gösterdi. Doğrusu ya Avrupa ekonomileri de büyüme açısından bu duruşu zorlayacak bir sıkıntı şimdiye kadar sergilemediler. Ama sanırım artık gecikmeli etkilerin ortaya çıkma zamanı geldi. Fransa, İspanya, İtalya ve İngiltere'de düşüş zamanı gelmiş görünüyor. Almanya'nın bunlara eşlik etmesi de an meselesi. Hepsinde büyüme tahminleri aşağıya doğru revize ediliyor. ABD ekonomisinde fiilen başlamış olan resesyonun resmen başladığının kabul edilmesiyle birlikte Avrupa'da durgunluk görünümünün ortaya çıkması bekleniyor. 2008 yılı için işsizlik oranı tahminleri Almanya'da yüzde 8'e, Fransa'da yüzde 7.5'e ulaşmış bulunuyor.
Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi dünyaya büyük bir güç getirdi. Ama aynı zamanda da krizler için bulaşıcı bir ortam yarattı. Şimdi dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan bir mali kriz hemen her yana sıçrayıveriyor. Buna ilk kez 1997 yılında yaşanan Güneydoğu Asya krizinde ve hemen arından çıkan 1998 Rusya krizinde tanık olduk. IMF, o zaman krizlerin bulaşıcılığını önlemek üzere bir takım yeni araçlar üzerinde çalışmaya başladıysa da bunlardan bugüne kadar somut bir sonuç alınamadı. Daha doğrusu eğer kriz ABD'den yayılmaya başlamışsa önlenmesi öyle kolay olmuyor. IMF'nin yarattığı araçlar daha çok küçük ülkelerden yayılan krizleri önlemeye yetiyor.
Bu kez kriz dünyanın en büyük iki ekonomisinden yayılacak gibi göründüğü için önlem almak öyle kolay değil. Gelişmiş dünya IMF'yi küçümsemenin ve onu bir süredir gelişme yolundaki ülkelere yardım eden bir kurum olarak görmenin sıkıntısını çekecek. Son 20 yıldır gelişmiş ülkeler sorunlarını G-7 platformunda görüşüp çözüyorlar ve dünyanın geri kalanıyla paylaşmıyorlardı. Bu yaklaşım IMF'yi giderek güdük bir kurum haline getirdi. Bugün bu eğilimi tersine çevirmenin ve IMF'yi yeniden dünya mali sorunlarının görüşülüp tartışıldığı ve ortak çözümlerin yaratıldığı bir platform haline getirmenin zamanıdır. Yakında gelişmiş ülkelerin bir bölümü IMF'ye muhtaç hale gelince bu adım ister istemez atılacak.
MAHFİ EĞİLMEZ